7 Günde İzlanda Ring Road – 2. Bölüm

Kahvaltımızı hiç planlamadığımız şekilde Thorsteins Grove denen harika bir koruda yaptık. Minik ormanlık alan sonrasında kimselerin olmadığı tatlı bir şelale bizi karşıladı. İzlanda’nın en güzel kısımlarından biri de sizi devamlı sürprizlerle kucaklıyor olması. Yanımızda getirdiğimiz kahvaltılıklarla çok basit ama bir o kadar da keyifli bir kahvaltı oldu bizim için. 

Kahvaltı sonrası asıl bölgeye gelmiş olma amacımız olan Gluggafoss Şelalesi ile yolumuza devam ettik. 44 metre yüksekliğindeki ilk dökülme noktasından sonra birçok kola ayrılarak devam eden şelale görsel bir şölen sunuyor. 

Gluggafoss

Skogafoss Şelalesi bölgenin ünlü şelalelerinden biri. Sular 25 metre genişlikte bir alandan akıyor. Bu şelalelere su geçirmez montlarla gitmekte fayda var. 60 metre yükseklikten düşen sular yaklaştıkça sizi sırılsıklam ediyor. 

Skogafoss

Sıçrayan su damlacıklarının güneşle buluştuğu anlarda, şelale üzerinde harika bir gökkuşağı oluşuyor. Dilerseniz merdivenlerle şelale tepesine çıkabilir, Skogafoss’u besleyen Skoga nehrine göz atabilirsiniz.

Bir sonraki durak Fjadrargljufur Kanyonu. 100 metre yüksekliğinde ve 2 kilometre uzunluğundaki kanyonun içinde Fjadra Nehri kıvrıla kıvrıla akıyor. Zamanınız varsa tüm yolu yürüyebilir, kanyonu farklı açılardan keşfedebilirsiniz. Bu seyahatte mutlaka yürüyüş ayakkabısı getirmeyi unutmayın!

Seljalandsfoss Şelalesi de Skogafoss gibi görkemli şelalelerden biri. Bu şelalenin bir güzelliği de dilerseniz arka tarafına geçebiliyorsunuz. Biz havanın soğukluğu ve kalabalık nedeniyle arkasına geçmedik. 

Seljalandsfoss

Hangi açıdan bakarsanız bakın zaten büyüleyici bir şelale.

Seljalandsfoss

Reynisfjara sahili siyah kumlarıyla büyüleyici bir sahil. Game of Thrones’un bazı bölümlerinin bu bölgede çekilmesiyle oldukça popüler hale gelmiş. Mümkünse erken saatlerde ziyaret edebilirsiniz. Dalgaların çılgınlığı, kayaların oluşturduğu şekiller gerçekten büyüleyici.

Dyrholaey, İzlanda güney kıyılarının uçlarında bulunan ve bizim muhteşem manzarası için uğradığımız bir bölge. Deniz feneri, siyah kayalar, yer yer yeşil yüzeylerle kendinizi fantastik bir öykünün içinde hissetmenize neden oluyor.

Dyrholaey

Glacier Lagoon Jökulsarlon, adından da anlaşılabileceği gibi buzul parçalarından oluşan bir lagün. Daha önce buzula benzer bir oluşum görmediğimiz için durgun suda yavaş yavaş süzülen buzulları görmek bizi çok etkiledi. Lagün, Vatnajökull National Park’ın içinde yer alıyor. Vatnajökull, Avrupa’nın en büyük buzulunu ve İzlanda kara parçasının %8’ini oluşturuyor. Zamanınız varsa bu alanda buzul yürüyüşleri gibi aktiviteler de yapabiliyorsunuz.

Buradaki buzulların bir kısmı da Diamond Beach denen siyah sahille geliyor. Siyah kumlar üzerine vuran buzul parçaları ismini yakışır şekilde pırlanta gibi parlıyor. Biz şans eseri bu alana gün batımında ulaştık ve pembe gökyüzüyle manzara karşısında büyülendik. Fotoğrafını çekemeden kaçsa da bir fok bile gördük.

Diamond Beach

7 Günde İzlanda Ring Road – 3. Bölüm

0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir